Bir Internet Rüyası

Artık fotoğrafçı demek biraz da Internet bağımlısı demek. Bağımlılıktan çok gereklilik halini aldı. 3 hafta boyunca evde kısmi Internet kesintisini yaşayınca durumun vehametini anladım. USB memory'ler bir anda tekrar önem kazandı, zira dışarıda ki Internet kaynaklarını sömürmeye ve evde yapamadığım indirmeleri dışarıda yapıp eve taşımaya başladım. Bu vesile ile ev telefonuna hiçbir ihtiyacım kalmadığının da farkındalığı oluştu.

Şöyle böyle derken Internet'in iş tarafı da çok yoğunlaşmış. Nelerden geri kaldığımı ve yokluğunun kısa bir listesini oluşturmaya karar verdim

Gökhan ile tüm fotoğraflarımızı Dropbox üzerinden birbirimizle paylaşıyoruz. Özellikle edit aşamasında benim kaçırdığım pek çok ince detayı Gökhan hızlı bir şekilde işaretleyip (bunun için bedava iPad uygulamaları bile mevcut) bana geri gönderebiliyor. Farklı mekanlarda dahi olsak sanki aynı ofisteymişçesine verimlilik (tam Kapital yazısı gibi oldu) sağlayabiliyoruz.

Dropbox'a benzer Copy'de ise işle ilgili dilekçe vb'ler yanında Diapolis'in düşük çözünürlüklü fotoğraf arşivini de Copy'de saklıyorum. Ne olur ne olmaz. Fotoğraflara ve logolara nerede ihtiyacım olacağı belli olmaz. Aslında bence Copy Dropbox'dan kullanım ve sağladığı alan olarak daha iyi ama Dropbox daha bilinen bir marka.

Facebook & Twitter tabii ki standart olarak kullanıyorum. Facebook artık bazı fotoğraf gruplarını takip ettiğimiz yer. Hatta kendi fotoğraf grubumuz olan Photobox'a da buradan içerik sağlamaya çalışıyoruz. Bu zamana kadar incelemediyseniz bakmanızı öneririm, ciddi ve güncel içerik mevcut. 

Photobox grup sayfası

Photobox grup sayfası

Feedly üzerinden ise onlarca fotoğraf bloğunu takip ediyorum. Bir hafta Feedly'ye bakmamamın cezası ise göz atmayı bekleyen 200'ün üzerinde makalenin birikmesi oldu. Bunca makalenin okunması pek çok kişi için dert, bu sebeple gördüğümüz en hit konuları genelde Photobox grubu üzerinden paylaşıyoruz. Beğendiğimiz fotoğrafları ve ilham alabileceğimiz fotoğrafları Pinterest üzerinden toparlıyoruz. Pinterest'te sadece ekibin görebildiği kapalı gruplarımız da mevcut. Ayrıca 500px'de yine benim için önemli bir ilham kaynağı. Imagebrief'e bugüne kadar fotoğraf satma konusunda muvaffak olamadık ama Gökhan'la yılmadan uğraşıyoruz. Bence Imagebrief sunduğu model ile son bir yıldır gelire yönelik en sağlam modeli sunuyor. "Stock Image" işinden para kazananlar tabii ki vardır ama $1-$5 dolara fotoğraf satarak geçim sağlamak bence pek çok fotoğrafçı için sadece hayal ve tamamen fotoğrafçıyı sömürmeye dayanan bir sistem. Bu sebeple de stok imajlar yapmacık duruyor. Ne kadar ekmek o kadar köfte.

Pinterest

Pinterest

Kendi web sitemizi Squarespace'de tutuyoruz, kullanımı ve yönetimi son derece kolay ama biraz özelleştirmek kod becerisi gerektiriyor. E-postalarımız için ise Gmail altyapısını kullanıyoruz. Bu şekilde servis alınca Google Docs servisi de yanında ücretsiz geldi. Bu durumda Microsoft Word & Excel'e de gerek kalmadı. Evet bu ürünlerde ki tüm özellikler Google Docs'da yok ama bu özelliklerin çoğunu zaten kullanmıyordum. Google Docs dosyalarını saklamak için 50GB Google Drive'da geldi. Bulutta bana verilen data alanı sanırım 5-6 sene önceki sabit diskimde mevcut değildi. 

Imagebrief'in günlük brifleri...

Imagebrief'in günlük brifleri...

Evdeki tüm işlenen fotoğraflarımın yedeğini Crashplan'da tutuyorum. Crashplan'e yıllık yaptığım ödeme ile tüm dosyalarımın yedeği ABD'de bir yerlerde duruyor. Onca dosyayı indirmek kolay olmayacaktır ama şunu biliyorsunuz ki Allah göstermesin evdeki tüm sabit diskler yok olsa bulut denen o gizemli şey sizin dosyaları bir yerlerde tutuyor. Tüm PSD dosyalarım da buna dahil. Buna herhangi bir yerden ve herhangi bir bilgisayardan o dosyalara ulaşabilme imkanı da güçlü faydalarından.

En büyük stresi ise Adobe Photoshop'da yaşadım. Digiturk yerine paraları Photohop CC'nin üyeliğine gömüyoruz ama sistem Internet'e belli bir süre bağlanamazsa çalışmayı sonlandırıyor. Photoshop'ın kullanımı dondurmasına 2 gün kala durumu kurtardım. Ekranda şu kadar gün kaldı diye bir uyarı çıkması sinir bozucu. 

Bir de son olarak en çok download işini yaptığım Put.io var. Put.io'yu anlatması biraz zor ama kısaca bilgisayarınızı açık tutmadan torrent yapmanızı ve Youtube ve Vimeo'da beğendiğiniz eğitim videoları dahil tüm videoları kaydetmenize imkan sağlayan bir alt yapı sunuyor. Bu sayede indirdiğim videoları iPad veya telefondan toplu ulaşım araçlarındayken veya bant üstünde koşarken izleyebiliyorum.

Gelelim Internet hikayeme aslında üniversiteden mezun olduğumda banka teklifine karşı Superonline'a girerek Internet'le haşır neşir olacağım o tarihte belli olmuştu. Yıl 1995 ve bu şirkete giren 3. kişiydim. Aradan ses hatları başka işler vb geçti. Şu anda yukarıda da gördüğünüz üzere sıkı bir Internet kullanıcısıyım. Son 4 yıldır da Superonline ADSL kullanıyordum. Son zamanlara kadar da genelde memnundum ama ADSL hızından memnun değildim ve Superonline'da 2 yıl önce evimin önünden geçirdiği fiber kabloları 10 metre çekip bulunduğum apartmana getirmemişti ve de yaptığım telefon görüşmeleri sonunda öyle de bir niyeti olmadığını anlamıştım. TTNET'i aradım (çok büyük hata) ve Hiperinternet üzerinden bana 35mbps hız sağlayabileceklerini anlattılar ve balıklama atladım. 4 yıllık Superonline beraberliğimi sonlandırdım. Geiş acısız olmuyor zira ilk birini kapatıp sonra diğerine başvuruyorsunuz. Bu arada Internetsiz bir süre var. Tamamen Internetsiz olarak 2-3 hafta dayanmam mümkün olmayacağından en azından bloglara bakmak vb amaçlı olarak Turkcell MultiVınn modem aldım. Alet hayat kurtarıyor, kesinlikle tavsiye ederim. Buna alternatif Tp-Link ürünleri var ama fiyatları biraz daha pahalı. Azap verici 3 hafta sonunda 1 Temmuz'da TTnet 35mps HİPERNET aktif oldu. Ama ne aktif olmak; aldığım hız: 1,3mbps! Telefonla şikayetimi ilettim ve 3 gün sonra yine benim önerimle ADSL'e çevirdiler (Superonline'da 12 mbps hız aldığım teknoloji) hız bu sayede 3 mbps'yi görmeye başladı. Kısaca kendi elimle kendimi bitirdim, 1990'lara geri döndüm. TTnet sağolsun her sabah hala problemimle ilgilendiklerini belirten sms'i atmaya devam ediyor. Kapattığım günün ertesinde dahi mesajları hala devam ediyordu. Son umut olarak Cuma günü hiç ümidim olmayan Kablonet'e gittim. 50 mbps hız önerdiler. Cumartesi geldiler ve kurulumu yaptılar. Sonuç: İlk hız testimde 48mbps download, 3,9 mbps upload! Ve hala TTnet arayarak kapatmak yerine dondurak devam etmek isteyip istemediğimi soruyor. Ne biçim hız verdiklerini müşteriyi süründürdüklerinin farkında bile değiller. Vermedikleri servisi ve telefonu da kapatmak yerine tutamı sağlamaya çalışıyorlar ki 3 ay sonra otomatik tekrar aktif olsun. 7 gün kullanamadığım Internetleri için cayma bedeli vb gibi bir ton bedel çıkartmaya çalışırken Superonline teşekkür ederiz diyerek 3 hafta kullandığım Internet'in parasını indirim yaparak sıfırladı. Bende TTnet'in sunduğu güzelliği karşılıksız bırakmayayım dedim  ve ayda 23 TL ödeyip sadece sucuyu ve pideciyi aradığım sabit hattımı kapattım.

Sizlerin kullandığı ve burada benim bahsetmediğim servisleri aşağıda belirtirseniz sevinirim.

Artık fotoğrafçı demek biraz da Internet bağımlısı demek. Bağımlılıktan çok gereklilik halini aldı. 3 hafta boyunca evde kısmi Internet kesintisini yaşayınca durumun vehametini anladım. USB memory'ler bir anda tekrar önem kazandı zira dışarıdaki Internet kaynaklarını sömürmeye ve evde yapamdığım indirmeleri dışarda yapıp eve taşımaya başladım.

Şöyle böyle derken Internet'in iş tarafı da çok yoğunlaşmış. İŞte size kısa bir liste; Gökhan ile tüm fotoğraflarımızı Dropbox üzerinden birbirimizle paylaşıyoruz. Özellikle edit aşamasında benim kaçırdığım pek çok ince detayı Gökhan hızlı bir şekilde işaretleyip (bunun için bedava iPad uygulamaları bile mevcut) bana geri gönderebiliyor. Farklı mekanlarda dahi olsak sanki aynı ofisteymişçesine verimlilik sağlayabiliyoruz.

Dropbox'a benzer Copy'de ise işle ilgili dilekçe vb'ler yanında Diapolis'in düşük çözünürlü fotoğraf arşivini de Copy'de saklıyorum. Ne olur ne olmaz. Fotoğraflara ve logolara nerede ihtiyacım olacağı belli olmaz. Aslında bence Copy Dropbox'dan kullanım ve sağladığı alan olarak daha iyi ama Dropbox daha bilinen bir marka.

Facebook & Twitter tabii ki standart olarak kullanıyorum. Facebook artık bazı fotoğraf gruplarını takip ettiğimiz yer. Hatta kendi fotoğraf grubumuz olan Photobox'a da buradan içerik sağlamaya çalışıyoruz. Bu zamana kadar incelemediyseniz bakmanızı öneririm, ciddi ve güncel içerik mevcut.

Feedly üzerinden se onlarca fotoğraf bloğunu takip ediyorum. 1 hafta Feedly'ye bakmayayım sadece fotoğrafçılıkla ilgili makale sayısı 200'ü geçiyor ve bu bloglardan bir kaçında çıkan bazı içerikler yeni ufuklar açıyor.Tabii filtrelemek bir dert bu sebeple gördüğümüz en hit konuları genelde Photobox grubu üzerinden paylaşıyoruz. Beğendiğimi fotoğrafları ve ilham alabileceğimiz fotoğrafları Pinterest üzerinden toparlıyoruz. Ayrıca 500px'de yine benim için önemli bir ilham kaynağı. Imagebrief'e bugüne kadar fotoğraf satma konusunda muvaffak olamadık ama Gökhan'la yılmdan uğraşıyoruz. Bence Imagebrief sunduğu model ile son bir yıldır gelire yönelik en sağlam modeli sunuyor. "Stock Image" işinden para kazananlar tabii ki vardır ama $1-$5 dolara fotoğraf satarak geçim sağlamak bence pek çok fotoğrafçı için sadece hayal ve tamamen fotoğrafçıyı sömürmeye dayanan bir sistem. Bu sebeple de stok imajlar yapmacık duruyor. Ne kadar ekmek o kadar köfte.

Kendi web sitemizi Squarespace'de tutuyoruz, kullanımı ve yönetimi son derece kolay ama biraz özelleştirmek kod becerisi gerektiriyor. E-postalarımız için ise Gmail altyapısını kullanıyoruz. Bu şekilde servis alınca Google Docs servisi de yanında ücretsiz geldi. Bu durumda Microsoft Word & Excel'e de gerek kalmadı. Evet bu ürünlerde ki tüm özellikler Google Docs'da yok ama bu özelliklerin çoğunu zaten kullanmıyordum. Google Docs dosyalarını saklamak için 50GB Google Drive'da geldi. Bulutta bana verilen data alanı sanırım 5-6 sene önceki sabit diskimde mevcut değildi.

Evdeki tüm işlenen fotoğraflarımın yedeğini Crashplan'da tutuyorum. Crashplan'e yıllık yaptığım ödeme ile tüm dosyalarımın yedeği ABD'de bir yerlerde duruyor. Onca dosyayı indirmek kolay olmayacaktır ama şunu biliyorsunuz ki Allah göstermesin evdeki tüm sabit diskler yok olsa bulut denen o gizemli şey sizin dosyaları bir yerlerde tutuyor. Tüm PSD dosyalarım da buna dahil.

En büyük stresi ise Adobe Photoshop'da yaşadım. Digiturk yerine paraları Photohop CC'nin üyeliğine gömüyoruz ama sistem Internet'e belli bir süre bağlanamazsa çalışmayı sonlandırıyor. Ekranda şu kadar gün kaldı diye bir uyarı çıkması sinir bozucu. Kısaca Internet yokluğu sinir katsayısını arttırıyor.

Gelelim Internet hikayeme aslında üniversiteden mezun olduğumda banka teklifine karşı Superonline'a girerek Internet'le haşır neşir olacağım o tarihte belli olmuştu. Yıl 1995 ve bu şirkete giren 3. kişiydim. Aradan ses hatları başka işler vb geçti. Şu anda yukarıda da gördüğünüz üzere sıkı bir Internet kullanıcısıyım. Son 4 yıldır da Superonline ADSL kullanıyordum. Son zamanlara kadar da genelde memnundum ama ADSL hızından memnun değildim ve Superonline'da 2 yıl önce evimin önünden geçirdiği fiber kabloları 10 metre çekip bulunduğum apartmana getirmemişti ve de yaptığım telefon görüşmeleri sonunda öyle de bir niyeti olmadığını anlamıştım. TTNET'i aradım (çok büyük hata) ve Hiperinternet üzerinden bana 35mbps hız sağlayabileceklerini anlattılar ve balıklama atladım. 4 yıllık Superonline beraberliğimi sonlandırdım. Geiş acısız olmuyor zira ilk birini kapatıp sonra diğerine başvuruyorsunuz. Bu arada Internetsiz bir süre var. Tamamen Internetsiz olarak 2-3 hafta dayanmam mümkün olmayacağından en azından bloglara bakmak vb amaçlı olarak Turkcell MultiVınn modem aldım. Alet hayat kurtarıyor, kesinlikle tavsiye ederim. Buna alternatif Tp-Link ürünleri var ama fiyatları biraz daha pahalı. Azap verici 3 hafta sonunda 1 Temmuz'da TTnet 35mps HİPERNET aktif oldu. Sonuç olarak aldığım hız: 1,3mbps! Telefonla şikayetimi ilettim ve 3 gün sonra yine benim önerimle ADSL'e çevirdiler (Superonline'da 12 mbps hız aldığım teknoloji) hız bu sayede 3 mbps'yi görmeye başladı. Kısaca bir anda 1990'lara geri döndüm. TTnet sağolsun her sabah hala problemimle ilgilendiklerini belirten sms'i atmaya devam ediyor. Kapattığım günün ertesinde dahi mesajları hala devam ediyordu. Son umut olarak Cuma günü hiç ümidim olmayan Kablonet'e gittim. 50 mbps hız önerdiler. Cumartesi geldiler ve kurulumu yaptılar. Sonuç: İlk hız testimde 48mbps donload 3,9 mbps upload! Ve hala TTnet arayarak kapatmak yerine dondurak isteyip istemediğimi soruyor. Ne biçim hız verdiklerini müşteriyi süründürdüklerinin farkında bile değiller. 7 gün kullanamadığım Internetleri için cayma bedeli vb gibi bir ton bedel çıkartmaya çalışırken Superonline teşekkür ederiz diyerek 3 haftasda kullandığım Internet'in parasını indirim yaparak sıfırladı. Bende başlamışken tam kapatayım dedim ve ayda 23 TL ödeyip sadece sucuyu ve pideciyi aradığım sabit hattımı kapattım.